KİLOYU KORUMADA UZUN SÜRELİ BAŞARI VE BİLİNÇALTI

 

KİLO KORUMADA UZUN SÜRELİ BAŞARI VE BİLİNÇALTI

 

Obezite hastalığı ile mücadelede gerek hastaların, gerekse bu konuda onlara yardımcı olan profesyonellerin ağırlıkla odaklandığı konu, fazla kiloların nasıl verileceği ile ilgili yapılması gerekenler. Bu yanlış değil ama oluşturulacak çözümü önemli bir bölümünü oluştursa da tamamını kapsamıyor. Fazla kiloları vermek elbette ki önemli ancak inilen ağırlık düzeyinde kalabilmek işin başarısızlığa uğradığı nokta. Yöntemden bağımsız olarak, belirli bir süre çaba gösteren, başka bir deyişle “dişini sıkan” kişilerin kilo verme konusundaki başarı oranları hiç de düşük değil. Ama aynı oran hesabını kiloyu koruma olasılığı üzerinden yaparsanız oldukça umut kırıcı sonuçlarla karşılaşılabilir. Eldeki bilimsel verilere göre, obezite hastalığı ile boğuşan bir insanın salt beslenme önlemleri, yani diyetlerle kalıcı kilo verme oranı % 3 ki bu oran da hayat boyunca bu bilinçle yapılan ilk iki diyet için geçerli. Üçüncü ve sonraki sıradaki diyetlerde ise hüsran kesin. Zaten özellikle morbid obezite hastalarında cerrahi çözümün kullanılmasının tek nedeni, cerrahi ile azımsanamayacak bir oranda uzun dönemli başarı sağlanabilmesi. Mide balonu ile de kalıcı başarı oranı düşük, son dönemde kullanıma giren çağdaş zayıflama ilaçları ile ilgili de çalışmaların odak noktası büyük oranda uzun dönemdeki başarıya kaymış durumda. İlaçların kilo verdirdiği gerçeği artık yadsınamaz ancak verilen kilo nasıl korunabilir, ilaçların uzun dönem kullanımı nasıl sonuç veriyor? Bu sorular yanıtlanmayı bekliyor.

 

Kilo korumada uzun dönemde başarılı olmanın ana koşulu, öncelikle bu işin ömür boyu emek verilmesi gereken bir konu olduğunun anlaşılması. Hedef kiloya ulaşıldıktan sonra önemli bir aşama geçilmiş olmasına rağmen halen yürünmesi gereken uzun bir yol var ve bu gerçekliğin baştan özümsenmesi başarı elde etmenin en önemli anahtarı. İnsanların azımsanamayacak bir kısmının (obezite hastalığı olanları kast etmiyorum) sağlıklı vücut ağırlığı konusunu sadece yaz öncesi ulaşılacak bir hedef gibi görmesi kırılması gereken en önemli toplumsal kabul. Bu kabul eksik olunca başlangıçta sadece estetik kaygılara neden olan fazla kilolar yaş arttıkça sağlık sorunlarının üzerine bindiği temel haline geliyor.

 

Bir önceki paragrafta bahsettiğim gerçeğin kabul edilmesi de insan bilinci ve bilinçaltı ile doğrudan ilgili. Günümüzde bilinç ve bilinçaltının etkileşimi ve bu etkileşimin insan davranışı üzerindeki etkileri oldukça güncel araştırma konuları. İnsan davranışı ve kişiliği, bebeklikten itibaren çevreden aldığı uyaranlar ve bunu kendi içinde anlamlandırmasıyla oluşur. Bilinç insanın günlük hayatta karşısına çıkan güncel sorunlara çözüm bulmak için yaratıcı zeka oluştururken, bilinçaltı da yaşamın günlük rutin işleyişini sağlar ve bunu yaparken zeka kullanmaz, tekrarlarla ilerler. Öğrenmesi de aynı şekilde yinelemelerle olur, neden sonuç ilişkisi kurarak değil. Her sabah kullanılan rota ile işe giderken, yolculuk bittiğinde yolla ilgili hiçbir ayrıntı hatırlanmadığı halde güvenle yolculuğun tamamlanmış olduğu durumlar kimseye yabancı değildir. Zihin başka bir şey üzerine düşünürken ya da yoğun bir sohbet ile meşgulken bilinçaltı bu alışılageldik süreci yönetir. Bu, defalarca yapılan yolculuğun kazandırdığı bir yetidir ve yaşamın her alanına uygulanabilir. Bilinçaltı, yaşamın her alanıyla ilgili verileri özellikle ömrümüzün ilk yıllarında toplar, her duruma ilişkin davranış biçimleri geliştirir ve bu düzeninden yeni veri almadıkça şaşmaz. Yeni veriler de ancak yeterli süre ve tutarlılıkla geldiği sürece temel davranış biçimlerine etki eder. Yani bilinçaltımızdaki temel bir kodu değiştirmek istiyorsak, tabiri caizse “aynı aptala anlatır gibi” bıkmadan usanmadan defalarca söylemek gerekir. Bilinçaltı neden sonuç ilişkisi kurarak öğrenen yaratıcı zekaya sahip değildir, sadece tekrarla öğrenir ve öğrendiğini sürekli uygular.

 

 “Kafayı değiştirmek lazım” sözü kilo sorunu ile ilgili sohbet eden hemen herkesin birbirine söylediği ve kabul ettiği bir kural. Burada “kafa” terimi ile bilincin konuyu kavramasının kastedildiğini söyleyebiliriz. Peki gerçekten kafayı mı değiştirmek lazım, yoksa davranışları mı? Eğer yanıt davranışlarsa değiştirmek için kafa, yani bilinç yeterli olur mu? Bu sorunun yanıtı bir üst paragrafta açıklanan çerçevede ele alınırsa bunun yanıtı hayır olur çünkü “kafayı değiştirme” çabası bilinç gayreti ile olur ancak yaşamımızın büyük bir kısmında işleyişi bilinçaltı yönlendirdiği için doğru davranma konusunda sürekli fire verilir. Çalışmanın bilinçaltını hedef alması gerekir. Obezite sorunu ile uğraşıp gerek ameliyatla, gerekse diğer yöntemlerle kilo verdikten sonra onu koruyabilmek temel davranış değişikliklerini zorunlu kıldığı için bu ilkeye bağlı kalmanın önemi anlaşılacaktır

 

Peki bu nasıl olacak? Nasıl bir yol haritası izlenmeli? Tüp mide ameliyatı sürecini ele alalım. Ameliyat sonrası kilo vermemek diye bir olasılık yok. Daha önce birçok yöntem deneyip bazen başarılı, bazen de başarısız olmuş olan insanlar için böyle bir güvencenin varlığı gerçekten çok önemli ve değerli çünkü en azından bir süre için kendi sorumluluklarını ameliyatın üzerine yükleyebiliyorlar, tartı baskısı olmadan yapısal dönüşümlerine yoğunlaşma olanakları oluyor. Bunu yaparken de kendilerini için belki de rüya gibi olarak nitelendirebilecek bir dönem yaşıyorlar, yaşamlarında hiç deneyimlemedikleri. Her karşılaştıkları kişi tarafından övgüler yapılıyor, başardığı iş nedeni ile toplum tarafından yoğun bir takdir görüyorlar. Bu insanın ayaklarını yerden kesecek bir durum ve onlar için yepyeni bir gerçeklik oluşuyor, artık kilo sorunlarının olmadığı. Bulundukları her ortamda bir biçimde konu buraya geldiği için başarı hikayeleri soruluyor ve bilinçleri sürekli bu konuyla meşgul, kilo ile ilgili konular gündemlerinden hiç çıkmıyor. Elbette ki yaptıklarından dolayı çok mutlular, gurur duyuyorlar ve duymalılar ancak bu durum beraberinde bu kazanımlarını kaybetme korkusunu getiriyor kaçınılmaz olarak. Bu kötü bir şey değil, hayatta kalma içgüdüsü gibi ve kişinin bilincini uyanık tutarak özdenetimini hiç elden bırakmamasına olanak tanıyor.

 

İş aradan belli bir süre geçtikten sonra biraz karmaşıklaşmaya başlıyor çünkü hayat akmaya devam ediyor. Kimse ne kendisinin, ne de çevresindeki kimsenin odak noktasının sürekli tek bir odak noktasına yönelmesini bekleyemez. Zaman içinde kilo vererek elde edilen görünüme kişinin kendisi de, çevresi de alışıyor. Alışılageldik iltifatlar seyrekleşiyor ve kayboluyor, kişi de kendisi ile ilgili hissettiği gururu daha nadir hissediyor yani artık zayıf olmak sıradanlaşıyor, zaten hep böyleymiş gibi bir algı gelişiyor. Bununla birlikte geri kilo alma korkusu da uzaklaşıyor, bulanıklaşıyor. Bu da özdenetimin gevşemesini kolaylaştırıyor, mevcut durumun korunması daha zor hale geliyor çünkü o zamana kadar sıkıya sıkıya bağlı kalınan disiplinin nedeni olan göz önündeki tehlike artık arka sıradaki koltuklara itilmiş durumda. Hayat durmuyor, yeni gündemler sonsuz. Hal böyle iken, kişiyi kurtulmak için çok uğraştığı obeziteye doğru sürükleyen dönemin bilinçaltı kodları hiç değişmediiçin bilincin gündemi obeziteden uzaklaştıkça bu konuyla ilgili davranış biçimlerinin kontrolünü yeniden bilinçaltı devralıyor. “Bir tanecik yiyivereyim canım ne olacak?”, “Bugün spor yapmasam ne olur ki?”, “Kırk yılda bir çıkıyorum, sürekli mi tatil yapıyorum, o kadar da olur” düşünceleri ile pazarlıklarda el artık ilk dönemlerdeki kadar güçlü değil, ödünler zaman içinde artıyor ve bir bakılmış ki yine istenmeyen bir yola girilmiş, neden olduğu anlaşılamamış bile.

 

Bu nasıl değiştirilebilir sorusunun iki yanıtı var aslında. İlk yöntem bu konuyu sürekli gündemde tutarak kaybetme korkusunu canlı tutmak ki her türlü çabaya rağmen sürdürülmesi yine de zor çünkü hayatın akışı ile tam uyumlu bir durum değil. Gel gör ki uygulaması daha kolay. Diğer yöntem ise bilinçaltı kodlarının değiştirilmesine yönelik çaba göstermek ki bu konu bırakın bir yazıyı, uzun kitaplar dolu tartışmayı hak edecek düzeyde ayrıntılı ve bilinmeyenleri olan bir konu. Kısaca özetleyecek olursak bilinçaltının yaratıcı zekadan ziyade tekrarlarla ve neden sonuç ilişkisi kurmadan öğrendiği gerçeği temelinden hareket etmek gereli. Bunun için önerilen çok çeşitli yöntemler var ve en etkili olan hangisi, bu satırların yazarının bu konuda yeterli bilgisi yok ama üzerinde çalışılırsa sonuç almanın akla çok yakın geldiğini söyleyebilirim. Anlamsız gibi gelse de sonuç beklemeden bazı davranışların tekrarı, yüksek sesle kendi kendine bıkmadan yapılacak telkinler bunlar arasında sayılabilir.

 

Daha çok bilinmeyeni içeren bilinçaltı ile ilgili yaklaşımın dışında bilincin farkındalığını canlı tutmak bu konuda yararlı olacaktır. Bunun günlük hayata yansıması da obezite nedeni ile tedavi gören insanların tedavi gördükleri merkezlerle iletişimlerini hiç kesmemeleri, sorun olduğunda değil, hatta sorun hiç olmadığında düzenli ya da plansız ziyaretler yapmalarıdır. Orada yapacakları sosyal sohbette dahi konu mutlaka obeziteye gelecek, başka insanların hikayeleri paylaşılacak, farklı dönemlerde obezite sorunu ile boğuşmuş insanların iletişime geçmeleri mümkün olacaktır. Arka koltuklara itilmiş olan obezite konusu tekrar ön sıralardaki yerini alacak, eski kötü günlerin anılarının canlanması yeni güzel günlerin tadının çıkarılmasının gerektiğini insanın hatırına getirecektir. Bunun dışında profesyonel bakış açısı ile kişinin farkında olmadığı sorunlar da o anda saptanıp çözüme yönelmek hızlandırılabilir. Obezite hastalığının izlemi, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi sorun çıktığında devreye girmeyi değil proaktif yaklaşımı gerekli kılar çünkü işler bozulduktan sonra düzeltmek çok daha zor oluyor. Bu gerçek, obezite ile mücadelenin temelidir.

 

Asla tekrar obez olunmayan günler dileğiyle.

 

Dr. Görkem Özgen

25.10.2025

Comments

Popular posts from this blog

AÇLIĞIN ÖNEMİ

DUYGUSAL YEME BOZUKLUĞU